tanrı bugün de benimle konuşmadı
ona ne anlatabilirdim ki zaten?
Tanrı bugün de benimle konuşmadı.
Meşguldü herhalde, araya hatırlı kullar girmiştir ya da daha acil bir kıyamet senaryosu üzerinde çalışıyordur, bilemem. Belki de sadece canı istememiştir. Benim de çoğu zaman kimseyle konuşmak istemediğim gibi. Bu yüzden darılmadım. Sessizlikte bir anlaşma vardır ne de olsa. Ya da daha iyi bir sohbet bulmuştur kendine, belki kuantum fiziği üzerine kafa yoran bir ahtapotla falan takılıyordur. Sıkıcı buluyordur bizim bu insan hallerini, üç aşağı beş yukarı aynı teraneler: aşk, para, ölüm ve araya sıkıştırılmış birkaç anlamsız zafer.
Gece üçte aklına gelen o parlak fikir, sabah yedide dünyanın en salakça düşüncesine dönüşüyor. Kendini özel sanıyorsun bir anlığına, gecenin karanlığında evrenin sırrına vakıf olmuş bir peygamber gibi.
Sonra sifonun sesi geliyor yan daireden.
Ve bütün peygamberliğin, bütün aydınlanman o lağım borusundan akıp gidiyor.¹
Ona ne anlatabilirdim ki zaten? ‘Bugün metrodaki o kalabalıkta yine insan olmaktan tiksindim’ mi diyeyim? Yoksa markete gidip ‘üç liralık bir çikolatayla kendimi ödüllendirerek varoluşsal krizimi bir saatliğine erteledim’ diye mi övüneyim? Büyük meseleler bunlar değil. O muhtemelen evrenin genişlemesiyle, kara deliklerin hazımsızlık sorunlarıyla falan meşguldür.
Benim dün gece uyuyamamış olmam, tavanın alçısındaki çatlağı saatlerce Hindistan haritasına benzetmeye çalışmam onun kozmik ajandasında pek yer kaplamıyordur.²
Ve zaten konuşsa ne diyecek? “Sabret kulum” falan mı? Bu saatten sonra sabretsek ne olacak, sabır taşı mıyız biz, çatlayalım da bitsin gitsin.
İnsanlara iyilik yapmamı, komşum açken tok yatmamamı falan öğütleyecekse hiç zahmet etmesin, o işleri çoktan hallettik.
Komşunun kapısını çalmıyoruz ki aç mı tok mu bilelim, böylece vicdanımız da bizimle birlikte tok uyuyor, mis gibi.³
Bize sürekli bir şeyler anlatanlar var zaten. Televizyondaki takım elbiseli adamlar mesela, onlar hiç susmuyor.⁴ Nasıl zengin olacağımızı, hangi diş macununu kullanırsak daha karşı konulmaz güleceğimizi, hangi deterjanla geçmişin kirlerinden arınacağımızı anlatıp duruyorlar.
Hepsinin sesi o kadar gür, o kadar kendinden emin ki, bir an onlara inanacak gibi oluyorsun. Belki de aradığımız kutsal kelimeler o şampuan reklamının içinde gizlidir. “Saçlarınızdaki kepek değil, özgüven eksikliğinizdir” diyen o ses, belki de modern zamanların peygamberidir.
Ama sonra reklam bitiyor, yine o buzdolabının uğultusu başlıyor.
Ve anlıyorsun ki kimsenin kimseyi kurtarmak gibi bir derdi yok bu hayatta.
Herkes sadece kendi ürününü satmaya çalışıyor.
Kimi şampuan satıyor, kimi din, kimi de “kişisel gelişim” adı altında umut. Hepsi ambalajlı, hepsi son kullanma tarihli.
Şu an tam burada bir ‘abone ol’ butonu belirdi. Kapitalizmin bir mucizesi.
İnsanlar birbirine de bunu yapıyor. Kurtarıcı rolünü oynamayı ne kadar çok seviyoruz. Birinin enkazına girip, onu omuzlayıp ışığa çıkaracak kahraman olmayı ne kadar istiyoruz. Oysa kimsenin kimseyi kurtaracak gücü yok çünkü herkes kendi omuzlarındaki yükün altında ezilmekten kamburlaşmış.
İki yaralı insanın birbirine yaslanıp ayakta durmaya çalışmasına aşk diyoruz biz. Bu bir kurtuluş değil, sadece düşüşü ertelemek için bulunan acınası bir yöntem. Birlikte daha yavaş batmak, manzarayı seyrederek boğulmak.
Ve bunu romantik sanıyoruz.⁵
Kendimle de konuşmuyorum zaten çoğu zaman. İçimdeki o geveze sese kulaklarımı tıkıyorum. O da bana sürekli bir şeyler satmaya çalışıyor çünkü. ‘Biraz daha dayanırsan olacak’ diyor, ‘bu sefer farklı’ diyor, ‘kendine inanmalısın’ diyor. En tehlikeli pazarlamacı o. Çünkü ona inanmak en kolayı. İnsanın kendi yalanına sığınması kadar konforlu bir şey yok. Arada bir yüzüne tükürüyorum o sesin, ‘kes’ diyorum, ‘biliyorum ne mal olduğunu.’ Sonra o da susuyor bir süre. Tıpkı Tanrı gibi.
Aslına bakarsan hiçbir şey bilmiyorum. ‘belki de bir bok bilmediğimdendir bu çenemin yorulmazlığı, bu beynimin susmaz gürültüsü.’
Belki de Tanrı dediğimiz şey, içimizdeki o en palavracı sestir ve biz onu susturmayı başardığımızda geriye sadece buzdolabının sesi kalıyordur.⁶
Uyumak mesela, gözlerini kapatıp bilincini bilinmeyene teslim ediyorsun, günün bütün yenilgilerini kabul edip yorganın altına saklanıyorsun. Bazen sırf bu yüzden uyumuyorum. Direniş değil bu, aptallık. O lanet güneşin yeniden doğmasını bekliyorum. Sırf teslim olmamak için. Kime karşı, neye karşı olduğu belli olmayan anlamsız bir inat. Günü bitirmeyi reddediyorum. Çünkü yeni başlayacak olanın da bundan farklı olmayacağını biliyorum.
Ve bu bilgi, uykuya dalmaktan daha yorucu. Ama en azından dürüst bir yorgunluk.
“Bugün hiçbir bok yapma” diyor içimdeki o bilge, yorgun şeytan. “Sadece otur ve dünyanın kendi kendini nasıl yiyip bitirdiğini izle.”
İyilik belki de, eline hiç kan bulaştırma fırsatı bulamamış korkakların uydurduğu bir masaldır.
Fırsatını bulduğu an şeytanla vals yapmayacak kaç kişi tanıyorsun? Ben aynadakine bile kefil değilim.
Bütün bu kelimeler de aslında bir gürültüden ibaret. Sessizliği bastırmak için çıkardığım anlamsız sesler.
Bir sanat falan değil bu, sakın ha. Tekmelenen bir teneke kutunun yokuş aşağı yuvarlanırken çıkardığı ses gibi. Bir amacı yok, bir estetiği yok, sadece oluyor işte. Oluyor ve bitiyor. Tıpkı her şey gibi. Yazı bitince sessizlik daha da bir gürültüyle geri dönecek, buzdolabı yine kazanacak. Olsun. En azından birkaç dakikalığına kendi gürültümü onunkine tercih ettim.
Bu da bir zafer sayılır mı?
Sanmam.
Tanrı bugün de konuşmadı. Muhtemelen yarın da konuşmayacak. Belki de en iyisi budur. Çünkü konuşsaydı ve diyecekleri, bizim birbirimize her gün söylediğimiz boş laflardan ibaret olsaydı, işte o zaman hayal kırıklığına uğrardım.
Bu sessizlik en azından dürüst.
Neyse, sabah olacak.
dipnotlar
1: kabul, bu benzetme pek hoş olmadı.
2: Sri Lanka’yı bir türlü çıkaramadım ama.
3: bu kısımdaki ahlaki çöküş şahsıma aittir :)
4: ve muhtemelen primle çalışıyor.
5: aşkım eğer bunu okuyorsan, bizimki hariç <3
6: benimki bu aralar biraz gürültülü çalışıyor.






bu yazi benim bu uygulamada okudugum en en en guzel yazi idi. birkac ss bile aldim. boyle daha fazla kendi gurultulerinin bulundugu yazilari okumak isterim🫶🏻
tanrı değil ama migros kasiyeriyle konuştum o da anlamadı beni 😔